ALKARA M E E R SC H A U M__________________________
TARİH
Eskişehir yöresi, insanları avcı-göçebe yaşamdan üretici-yerleşik yaşama geçtiği Neolitik dönemden günümüze kadar, birçok topluma yurt olmuştur.
Yaklaşık beş bin yıl önce küçük insan toplulukları, verimli Eskişehir toprakları üzerinde ilk yerleşim merkezlerini kurdular ve güçlenip genişlediler. M.Ö. iki binden sonra Anadolu'da kurulan Hitit İmparatorluğu döneminde, Eskişehir yöresi bir beylik olarak İmparatorluk içinde yer aldı. M.Ö. bin iki yüz yıllarından itibaren Trakya'dan göç ederek Orta Anadolu'da hakimiyeti ele geçiren ve birleşik krallık kuran Frigler döneminde Eskişehir yöresi, Dorylaion isimli bir tarım, ticaret ve kültür merkeziydi. O dönemden günümüze pek çok anıt ve tümülüs kalmıştır. M.Ö. altı yüz yıllarında Frig hakimiyetinin azalmasından sonra bölgeyi ele geçiren Lidya Kralları ilk madeni parayı basarak ticareti kolaylaştırdılar. Sard şehrinden başlayarak Ninova'ya ulaşan Kral yolunu açtılar ve korudular. Bu tarihi yol Dorlion yakınından geçmektedir. Lidya'nın zenginleşmesini sağlayan kral yolu M.Ö. 546 yılında Pers ordularının tüm ülkeyi işgal etmesini de kolaylaştırdı. Pers hakimiyeti, M.Ö. 334 yılında Büyük İskender'le Granikos'da yapılan savaşın kaybedilmesine kadar sürdü.
Bölgeye kısa bir süre hakim olan İskender M.Ö. 323 yılında ölünce ortaya çıkan karışıklık döneminde kalabalık Grek kafileleri bu verimli bölgeye göç ettiler ve Helenistik dönemi başladı. Daha sonra M.Ö. 190 yılından M.S. 395 yılına kadar Dorylaion'a hakim olan Romalılar, şehri bir kaplıca ve eğlence merkezi olarak kullandılar. Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle Bizans sınırları içinde kalan şehir 1074 yılında Selçukluların eline geçmiştir. 1096 yılından itibaren başlayan Haçlı akınları sırasında tarihi Kral Yolu kullanıldı ve Dorylaion birçok işgal ve çarpışmaya sahne oldu. Bu dönemde şehre Araplar Duruliye, Selçuklular ise Sultanönü veya Sultanhöyüğü demektedirler. 1243 yılında kent bu seferde Moğol istilasına uğradı ve büyük ölçüde harap oldu. 1289 yılında Osman Bey tarafından kontrol altına alınan şehre, daha sonra harap görüntüsünden dolayı "Eskişehir" adı verilmiştir. Günümüze kadar Türklerin elinde kalan Eskişehir, I. Dünya savaşından sonra İngiliz ve Yunan işgaline uğramış, ancak kazanılan askeri başarılarda işgaller sona erdirilmiştir.
1925 yılında vilayet olan Eskişehir, bugün yine bir tarım, ticaret ve kültür merkezidir.
PİPO TARİHİ
İnsanoğlu, kendi çabasıyla ateşi yakmasından bu yana ateşi ve dumanı çok değişik amaçlarla kullanmıştır. İçinde hoş kokulu ve etkileyici tütsülerin yakıldığı ilk kaplar, bu tütsüleri solumak için kullanılan borular pipoların babaları sayılmaktadır.
Tütün içimi için kullanılan pişmiş toprak, alçı, porselen ve metal pipolara zamanla çok değişik malzemeden yapılan pipolar eklenmiştir. Tütün içimi veya pipo yapımı konusunda bilgi sahibi Avrupalı'ların eline bilerek veya tesadüfen lületaşının ulaşmasıyla pipo yapımında yeni bir dönem başlamıştır. Üstün emiciliği ve hafifliğinin yanı sıra çok kolay ve detaylı olarak işlenebilen Lületaşından, hem teknik hem de estetik değeri yüksek pipolar yapmak mümkün olmuştur. Giderek bir sanat gösterisi haline gelen bu lületaşı pipolar, halen dünya üzerinde mevcut pek çok müze ve koleksiyonda özenle muhafaza edilmekte olup, Eskişehir'in Lületaşı Müzesi'nin de kuruluş nedenini oluşturmaktadır.
LÜLETAŞI
Lületaşı Mağnezyum ve Silisyum esaslı ana kaya parçalarının yerin muhtelif derinliklerindeki başkalaşım katmanları içinde, hidrotermal etkilerle hidratlaşması sonucunda oluşmuştur. Mikroskobik büyüklükteki kristalleri düzensiz biçimde bağlanmıştır. Çok ince gözenekli yumuşak bir dokuya, beyaz ve beyaza yakın tonlarda renge sahiptir. Oluşumunu sağlayan reaksiyonlar dolayısıyla, her tür lületaşı yer altında ıslak halde bulunur. Lületaşının toprak içindeyken temizliğini, çıkarıldıktan sonra da kolay işlenmesini gözenekli yapısının tuttuğu bu doğal nem sağlar. Doğrudan veya işlendikten sonra kurutulan lületaşı, kaybettiği nem oranında hafifler ve önemli bir direnç kazanır. Eskişehir ilinin batısında, kuzeydoğusunda ve güneydoğusunda bulunan sahalarda, yüzeyle 300 metreyi aşan derinlikler arasında, içinde dağınık yumrular halinde lületaşı bulunan başkalaşım katmanlarına rastlanır. Taşı elde edebilmek için yüzeyden itibaren dik inen kuyular kazılır. Toprak içinde kolayca ayırt edilebilen başkalaşım katmanlarına ulaşıldığında, bu katmanı takip eden yatay tüneller açılarak lületaşı yumruları aranır. Bazı bölgelerde lületaşı tabakaları yeraltı suları seviyesinden daha aşağıdadır. Buralardan lületaşı çıkarabilmek için önce suyun boşaltılması gerekmektedir. Lületaşı çıkarılmasında büyük ölçüde insan gücünden ve uzun yıllar sonucu kazanılmış kişisel tecrübelerden ve sezgilerden yararlanılır.
Eskişehir yöresi tarihin en eski çağlarından beri insanların yaşaması için çok uygun doğal şartlara sahiptir. Bu uzun geçmişi incelemek için yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında, lületaşının yaklaşık beş bin yıl öncesinden bilindiği daha sonrada değişik amaçlarla kullanıldığı tespit edilmiştir. Fakat lületaşı tütün içme alışkanlığının yaygınlaşmasından sonra bütün dünyada tanınmıştır. Çok hafif ve gözenekli olan lületaşı kurutulduktan sonra tekrar neme veya herhangi bir gaza maruz kalırsa, bu nemi veya gazı büyük ölçüde emer, tekrar kururken de bu nemin veya gazın içindeki artıkları bünyesinde tutar. Bu temel özelliği dolayısıyla çok uygun bir pipo malzemesi aynı zamanda pek çok sanayi dalında kullanılan iyi bir obsorban, filtre, yalıtım ve dolgu malzemesidir. Yaklaşık 300 yıldır büyük ölçüde dünyanın en kıymetli pipolarının yapımında kullanılan lületaşı, ilerleyen teknolojiye paralel olarak sanayide de vazgeçilmez bir yardımcı madde haline gelmiştir.
Başlangıçta tamamı ihraç edilen ham lületaşları Avrupa'da işlenmekteydi. Günümüzde ham lületaşı ihracı önlenmiş ve tamamının, Cumhuriyet döneminde yetişmiş Eskişehirli ustalar tarafından işlenmesi sağlanmıştır. Zarif ve narin yapısıyla tamamen özgün bir madde olan lületaşından artık sadece tütün içim araçları değil, kullanım ve estetik değeri yüksek yepyeni eserler de üretilmektedir.